Savaş, sahada tüm şiddetiyle sürerken diplomasi trafiği de kesintisiz devam etti.
2022: Hızlı ilerleme ve ilk diplomatik temaslar
Savaşın ilk yılında Rus ordusu Donetsk, Luhansk, Harkiv, Sumi ve Çernigiv hattında ilerledi; Belarus üzerinden Çernobil bölgesine girerek Kiev’i kuşattı. Ukrayna ise Batı’dan aldığı destekle direncini ortaya koydu. Çatışmaların kısa sürede sona ermeyeceği ilk yılın sonunda netleşti.
Belarus’ta başlayan ve daha sonra Türkiye’nin arabuluculuğunda sürdürülen temaslar, tarafları anlaşmaya yaklaştırdı. İstanbul’da kurulan müzakere masası, diplomatik açıdan önemli bir eşik olarak kayda geçti. Ancak Buça’daki sivil ölümleri iddiaları ve dış müdahaleler sürecin askıya alınmasına yol açtı. Rusya, askeri odağını Kiev’den doğuya kaydırarak Donbas bölgesine yöneldi.
30 Eylül 2022’de Putin, Donetsk, Luhansk, Herson ve Zaporijya bölgelerinin ilhakına ilişkin anlaşmayı imzaladı. Böylece Rusya, Kırım’ın ardından Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 15’ini daha ilhak etti.
Aynı yıl 22 Temmuz 2022’de İstanbul’da imzalanan Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması, küresel gıda krizini önlemede kritik rol oynadı. Türkiye, Rusya, Ukrayna ve Birleşmiş Milletler arasında varılan anlaşma sayesinde 1000’den fazla gemiyle yaklaşık 33 milyon ton tahıl dünya pazarlarına ulaştırıldı.
2023: Mevzi savaşları ve iç gerilimler
2023’te sahadaki kazanımların metrelerle ölçüldüğü bir dönem yaşandı. Rus paralı asker grubu Wagner, aylar süren çatışmaların ardından Bahmut’u ele geçirdi. Ukrayna’nın hazirandaki karşı taarruzu ise beklenen sonucu vermedi. Aynı dönemde Kahovka Barajı’nın patlatılması büyük bir insani ve çevresel krize yol açtı.
Haziran ayında Wagner lideri Yevgeniy Prigojin’in Rus askeri yönetimine karşı başlattığı silahlı isyan, Belarus’un araya girmesiyle büyümeden sona erdi. Ancak Prigojin iki ay sonra şüpheli bir uçak kazasında hayatını kaybetti.
2024: Cephede kilitlenme, karşılıklı saldırılar
2024’te taraflar birbirine üstünlük sağlayamadı. Rusya küçük yerleşimlerde ilerlerken Ukrayna, Rusya içindeki enerji ve askeri tesisleri İHA’larla hedef aldı. Rusya da enerji ve lojistik altyapıya yönelik saldırılarla karşılık verdi.
Batı’nın yaptırımları artarken, Rusya ekonomisinde millileşme adımları hız kazandı. Çok sayıda uluslararası şirket ülkeden çekilse de Moskova, iç piyasada alternatif üretim ve tedarik mekanizmaları geliştirmeye yöneldi.
2025: Mekik diplomasisi ve yeni pazarlıklar
2025 yılı, barışın şartlarından çok “kimin ne kadar kazanacağı” tartışmalarının öne çıktığı bir diplomasi süreciyle geçti. ABD’de yönetim değişikliğinin ardından Başkan Donald Trump, hızlı sonuç odaklı bir diplomasi başlattı.
Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasında yaşanan gergin görüşmenin ardından ABD ile Ukrayna arasında 500 milyar dolarlık maden ve doğal kaynak temelli bir ekonomik ortaklık anlaşması imzalandı.
Trump’ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un Moskova temasları ve liderler arası görüşmelerle müzakere süreci ilerledi. 15 Ağustos 2025’te Trump ile Putin, ABD’nin Alaska eyaletinde bir araya geldi. Görüşmede nihai anlaşma sağlanmadı ancak savaşın nedenlerinin ortadan kaldırılması konusunda prensipte mutabakat açıklaması yapıldı.
Türkiye’nin yeniden yükselen rolü
2025’te Türkiye yeniden müzakere platformu haline geldi. İstanbul’da Rusya-ABD diplomatik temasları gerçekleşti. Ayrıca mayıs-temmuz ayları arasında üç tur halinde yürütülen görüşmeler sonucunda binlerce asker ve cenaze değişimi sağlandı.
Türkiye’nin arabuluculuğu sayesinde doğrudan temas kanalları açık tutuldu ve kapsamlı bir barış için zemin korunmuş oldu.
2026’ya devreden başlıklar
Müzakerelerde bazı maddelerde ilerleme kaydedilse de Donbas’tan Ukrayna askerlerinin çekilmesi, ilhak edilen bölgelerin statüsü, Zaporijya Nükleer Santrali’nin kontrolü ve güvenlik garantileri gibi konularda taraflar arasında ciddi görüş ayrılıkları sürüyor.
Ocak ve şubat aylarında Abu Dabi ve Cenevre’de yapılan üçlü görüşmeler de somut sonuç vermedi.
Küresel jeopolitikte kırılma
Dört yıllık savaş, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası düzeni derinden etkiledi. Avrupa’da geniş çaplı savaş ihtimali yeniden gündeme gelirken Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği kıtanın güvenlik mimarisini değiştirdi.
Enerji arzı, gıda güvenliği, yaptırımlar ve bloklaşma dinamikleri küresel dengeleri yeniden şekillendirdi. Savaş aynı zamanda uluslararası hukuk ve nükleer caydırıcılık tartışmalarını da yeniden öne çıkardı.