O kapağın ardında ne vardı"

Mustafa Kutlu'nun yeni kitabı Bahtımın Yıldızı ne anlattığından önce kitap kapağıyla gündem oldu. Twitter ahalisi -tabiatı gereği- peşin hükümlü davranıp hikâyenin içeriğine dair atıp tutsa da kazın ayağı elbette öyle değil. Ezberden gitmek yerine düşünün, düşünelim diyor Kutlu

Geçen hafta Dergâh Yayınları Mustafa Kutlu'nun yeni çıkan kitabından okuru haberdar etmek için kapağını paylaştı.

Yazar belli, yayınevi belli.

Ama ortalık toz duman oldu.

Sen misin ey Mustafa Kutlu, hikâyenin kahramanına 'Vitrindeki kitapları ezberlemiştim. Özellikle kapak resimlerine bakıyor, oradan içinde yazanların neler olabileceğini tahmin ediyordum.' dedirten...

Twitter'ın ne kendini ne de haddini bilmezleri çıkar senin kapak tasarımına bakıp içine yazanları, dertlenilenleri okumaya zahmet etmeden verir veriştirir.

Sosyal medyada atıp tutanlar ne yazdığından haberdar değildi Kutlu'nun, çünkü kitap muhtemelen kitapçılara ulaşmamıştı o gün.

Bir grup kapak tasarımının yapay zekâya yaptırılmasını doğru bulmamış.

Hadi bu makul bir eleştiri diyelim.

Diğer hadsiz tayfa öyle bir yakıştırma yapmış ki dile getirmek bile ayıp!

Kitap kapaklarının tasarımı, sanatsal olup olmayışı, içerikle örtüşüp örtüşmemesi, yazarın tercihi, yayınevinin tasarrufu öteden beri tartışılır.

Ama muhtemelen artık kitap okuma alışkanlığı bile olmayan, genel kültürünü telefon ekranını kaydırma hızına borçlu, sosyal medyada kahve, kitap fotoğrafı paylaşmayı 'okur' olduğunun delili olarak sunan bir kitlenin saldırganlığa varan yaklaşımları -evet dijital mecraların doğasının bir parçası- okuma kültürünün geldiği noktayı göstermesi açısından ibretlik.

Ezberden değil, görmezden gelineni konuşmak

Gelelim kitaba.

Bahtımın Yıldızı...

Sadettin Kaynak'ın o güzelim Segâh şarkısı zihnimizde dönmeye başlıyor.

Sözleri Vecdi Bingöl'e ait. Şarkının nakaratındaki 'Üzgünüm Leylâ' kısmı da hikâyenin fon müziği olarak eşlik ediyor.

Kitap isimleri de kapakları gibi tesadüfî değildir Kutlu'nun.

Roman yazarı, sanatçı, dava adamı Emin Çakır ve eşi Meryem'in hikâyesi bu.

Ama olaylar çoğunlukla Emin Çakır etrafında gelişiyor.

Işıklar, alkışlar ve şöhretin merkezinde Emin var.

Meryem sessiz, sedasız kendi yolunu çiziyor.

Emin, çocukluğundan itibaren gayretli, çalışkan, sorumluluk alan biri.

Ne ki kazandığı şöhret ve beraberinde gelen yoğun sosyal hayat onu farklı bir yol ayrımına getiriyor.

Adına 'muhafazakar' deyin, 'dindar' deyin bu camianın yaşadığı en büyük açmazlardan birine işaret ediyor Kutlu.

Dünyayı kurtarmaya çalışırken en yakınlarından uzaklaşan dava adamlarının en yakınlarıyla olan bağlarının nasıl inceldiğini görmezden geliyoruz.

Aileyi kurtarmak denilince evden çıkan kadını eve döndürmenin çözüm olacağını düşünenler var.

Kutlu, hiç bu arkaik ezberlere pabuç bırakmıyor.

Ne kadın ne de erkekle ilgili de yargıda bulunup hüküm vermiyor.

Ama çok hakkaniyetli bir bakışla durum tespiti yapıyor.

Sadece kadın değil erkek de evde değil çoktandır.

Ahlâk nizamı, hemen şimdi!

Kahramanımız bir yazar olunca hikâye içinde roman yazılması, konuşulması da kaçınılmaz oluyor.

Emin'e şöhret kazandıran Mavera'ya Yürüyenler, Mustafa Kutlu'nun daha önceki hikâyelerinde de söz ettiği toplumdaki çürüme ve adaletsizliklerden kurtuluş reçetelerini merkezine alıyor.

Bir seyr ü sülük içeriyor ama, toplumsal meseleler de var. /.../ Özetle bir sistem teklifi getiriyor. Üç esas, üç temel için. "Kanaat ekonomisi" iktisadî düzen için. "Otoriter demokrasi" siyasî düzen için. "Yeniden Mecelle" bu da hukuk için.

Bu üç sahanın âlimleri birlikte çalışacak; vardıkları neticeleri bir sistem teşkil edecek şekilde birleştirerek dünyaya bir yeni hayat, bir yeni idare, bir yeni düzen olarak takdim edecekler.

Bunun adı "Ahlâk Nizâmı" dır.

Emin'in İstanbul'un yitip giden ruhuna dair de çarpıcı tespit ve yorumları var: "Şehirlerin silüeti onun hangi esasa, fikre, inanca, güce, medeniyet ve estetiğe mensup olduğunu ortaya koyar.

Eski şehirler dünyanın her yerinde dinî düşüncenin, inancın silüetini taşırlar. /.../Gökdelenlerin Pera-Maslak hattında oluşturdukları silüet, suriçi İstanbul'un kubbe ve minarelerden oluşan siluetine meydan okuyarak 'güç bende' diyor." Tüm bu cümlelerin dumanı üstünde tüterken İstanbul'da yaşanan sel de asıl güç ve hikmet sahibinin ibret almamız için gönderdiği işaret fişeği gibi...

Üç kişilik aileyi ayakta tutamayandan kahraman mı olur"

Toplum, şehir, geçmiş, gelecek, değişenler ve yitirilenler hakkında fikirler üreten, teklifler sunan yazarımızın romanları çok tutuluyor.

Hatta "Kalbini Kaybedenler" adlı romanını film yapmak isteyen bir yönetmen çıkıyor.

Bu isim de olacaklar hakkında bir işaret.

Zira Emin, sanatçı kimliğiyle topluma yön vermeye çalışırken kendi yolunu kaybediyor.

Kutlu, tokat gibi şu cümleyle günümüz 'dava' insanlarına da 'kızım sana söylüyorum gelinim sen anla' dercesine neyi ihmal ettiklerini hatırlatıyor: "Sen üç kişilik bir aileyi ayakta tutamıyorsun, bunu beceremiyorsun, kalkıp dünyaya nizamat veriyorum diye sokakta gerine gerine dolaşıyorsun.".

Hikâyenin sessizce kendi hayatını ören kahramanı Meryem'e gelince, kendi rızasıyla ve hiçbir baskı altında kalmadan başını örten, aynı inancı paylaştığı bir adamla evlenen, evliliği için kariyerini yarım bırakmasa da hayallerini öteleyen, ancak eşi hep dışarda olduğu için yuvanın sorumluluğunu yüklenen bir kadın...

Kapaktaki o çok tartışılan görsel de Meryem'i temsil ediyor. İsteyerek başını örten ve bir gün bundan vazgeçen bir kadın. İnancıyla arasına mesafe koymuyor Meryem, yaşam tarzını değiştirmiyor.

Kutlu, çeşitli nedenler sıralıyor ama 'şudur' demiyor.

Tartışmayı okura bırakıyor.

Sosyal medya avareleri kapaktan niyet okuyadursun hakiki okur çoktan kitabın kapağını araladı bile.

İLGİLİ HABERLER