Akademisyen ve Haber7 yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, "CHP’den istifa edenler dava satıcısı mı?" başlıklı yazısınıda şu ifadelere yer verdi:
"Yolsuzluk ve yozlaşma sarmalında gittikçe zayıflayan, küçülen, halk desteği ile birlikte Partiyi bu günlere taşıyan yoldaşlarıyla aralarına mesafe giren mevcut CHP yönetimi yolsuzluk ve yozlaşma zanlılarını korumayı, hadiseleri kapatmayı benimserken eleştirenleri tereddütsüz ihraç ve istifa yolunu tercih edenleri de linç etmeyi tercih ediyor…
Akıllara gelen soru şu CHP’nin mevcut yönetiminin bu tavrı doğru mu? Çağdaş hukuk, etik normlarıyla bağdaşır mı? Böylesi bir siyaset yaklaşımı olabilir mi?
Bir siyasi partinin niteliği seçim kazanma kapasitesiyle sınırlanamaz. Bir partiyi gerçekten güçlü ve meşru kılan şey; kriz anlarında sergilediği ahlaki refleks, kendi iç denetim mekanizmalarının sağlığı ve kamu vicdanı karşısındaki tutumudur. Çünkü demokratik siyasette partiler iktidar üretme çabasını toplumsal güvenin, temsil iddiasının ve siyasal ahlakın taşıyıcı olarak sürdüren kurumlarıdır. Bu nedenle bir partide kötü yönetim, sistematik yozlaşma, liyakat erozyonu ve yolsuzluk iddiaları ortaya çıktığında asıl belirleyici mesele, yönetimin bu durum karşısında nasıl davrandığıdır.
Sağlıklı demokratik yapılarda eleştiri, kurumu zayıflatan değil; onu çürümeden koruyan bir mekanizma olarak görülür. Kurumlar hata yapabilir, kurum içindekiler de yanlış kararlar alabilir, hatta içlerinden sorunlu kişiler çıkabilir. Ancak önemli olan, bu sorunların inkâr edilmeden soruşturulabilmesi ve hesap verilebilirlik mekanizmalarının işletilebilmesidir. Çünkü bir yapının ahlaki gücü, hiç hata yapmamasında değil; hata karşısında gösterebildiği dürüstlükte ortaya çıkar.
Buna karşılık bazı siyasi yapılarda zamanla farklı bir psikoloji oluşur. Eleştiri giderek “ihanet”, sadakat ise “mutlak bağlılık” biçiminde tanımlanmaya başlanır. Kurumun temel ilkeleri geri plana itilirken, yönetsel kadroların veya hata sahiplerinin korunması öncelik haline gelir. Böyle ortamlarda etik sorunlar tartışılmak yerine bastırılır; kamuoyunun dikkatini çeken iddialar şeffaf biçimde araştırılmak yerine savunmacı reflekslerle karşılanır. Daha da önemlisi, yanlışları dile getiren insanlar problem olarak görülmeye başlanırken, yanlışlarla ilişkilendirilen aktörler “korunması gereken” figürlere dönüşebilir.