reklam
Rize Haber Yemek Tarifleri
Rize
Kapalı
20°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Rize
00:00:00
Öğle vaktine kalan
Ara

İsrail'in Doğu Akdeniz planı! Lübnan hattında kirli hesap

İsrail’in Güney Lübnan’dan çekilmeme kararı, ABD-İran mutabakatının en kırılgan başlığına dönüştü. Tel Aviv’in Litani hattından Golan-Hermon eksenine uzanan hesabı, yalnızca askeri güvenlik değil; enerji kaynakları, sınır derinliği ve bölgesel nüfuz arayışıyla şekilleniyor. Doğu Akdeniz’den Suriye’nin güneyine uzanan bu hat, yeni bir kriz kuşağının kapısını aralıyor.

KAYNAK: (HABER MERKEZİ)

ABD ve İran arasında yapılan anlaşmanın sonuçları, bölgedeki savaşın sona erebileceği konusunda umutları artırmış durumda. Ancak bu mutabakatın en sorunlu noktası, Lübnan olarak öne çıkıyor. İsrail, mutabakat koşullarına rağmen Lübnan'ın güneyinde kalmaya devam edeceğini bildirdi. Tel Aviv'in, bölgede tansiyonu yüksek tutarak savaşın sürmesini sağlamak için askeri, stratejik ve istihbari faaliyetlerini artırması söz konusu olabilir. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran karşısında “tarihi zafer” duyurusunda bulunurken, İsrail güçlerinin Lübnan’daki güvenlik bölgelerini terk etmeyeceklerini belirtti. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz ise, ordunun Lübnan’ın güneyinden çekilmeyeceğini ve operasyonların süreceğini ifade etti. İsrail'in saldırılarının ardından Lübnan’da birçok yaşam alanı yıkıma uğramış durumda.

Hizbullah’ın Tepkisi

Reuters’a konuşan bir Hizbullah yetkilisi, ABD ve İran arasında varılan anlaşmanın ardından herhangi bir askeri operasyon gerçekleştirilmediğini ancak ateşkesin İsrail’in tutumuna bağlı olduğunu ifade etti. Bu açıklamalar, Lübnan’daki durumun yeniden dikkatleri üzerine çekmesine neden oldu. Hizbullah'ın temsilcisi, İsrail’in Lübnan’ın içinde hareket serbestliği elde etmesine asla izin vermeyeceklerini vurguladı. Bu noktadan hareketle, Hizbullah’ın olası bir askeri müdahaleye nasıl yanıt vereceği ve bölgedeki güç dinamiklerinin nasıl şekilleneceği merak konusu. İsrail’in Lübnan hattındaki tavırları, barışın sağlanmasını zorlaştırabilirken, taraflar arasındaki gerginliği artırıyor.

İran ile ABD Arasındaki Ekonomik Boyut

ABD ve İran arasında yapılan anlaşmanın ekonomik boyutları da tartışmalara sebep oldu. Bazı kaynaklarda, İran’ın yeniden inşası ve ekonomik kalkınması için yaklaşık 300 milyar dolara ulaşabilecek bir yatırım fonu mekanizmasının masada olduğu iddia edildi. Ancak ABD Başkanı Donald Trump, İran’a doğrudan 300 milyar dolarlık bir ödeme yapılacağının iddialarını ve bu raporları "yalan haber" olarak nitelendirmiştir. Konuyla ilgili analistler, başlangıçta İran’da rejimi zayıflatmaya ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurmaya yönelik bir girişim olan sürecin, zamanla diplomatik müzakerelere dönüştüğünü ifade etmektedirler. Bu durum, hem İran hem de bölgedeki diğer aktörler açısından önemli sonuçlar doğurabilir.

Lübnan Cephesinde İsrail’in Stratejisi

Analistler, Lübnan sınırında İsrail’in taviz vermemesinin bu mutabakatın sağladığı ateşkesi oldukça kırılgan hale getirdiği üzerinde duruyor. Bölge uzmanlarına göre, Doğu Akdeniz’den Golan çevresine uzanan yeni bir kriz kuşağı söz konusu. Tel Aviv yönetiminin tek hedefi, Lübnan’ın güneyinde geçici bir güvenlik hattı oluşturmak değil, aynı zamanda “güvenlik derinliği” doktrinini kalıcı hale getirmek. Bu doktrin, sınırın diğer tarafındaki nüfus üzerinde baskı oluşturmayı, bazı bölgeleri boşaltmayı ve askeri hareket kabiliyetlerini sınırlamayı amaçlıyor. Bu stratejik adımlar, bölgedeki güvenlik dengesini değiştirebilir ve istikrarsızlığı artırabilir.

Türkiye'nin Karşılaştığı Riskler

Mevcut durum, Türkiye açısından dikkatle izlenmesi gereken çok sayıda riski barındırıyor. Lübnan’daki askeri hareketlilik doğrudan Türkiye sınırına yakın bir bölgede olmasa da, Suriye’nin toprak bütünlüğü, yeni göç dalgaları ve vekil unsurların hareket alanı açısından Türkiye’yi yakından etkiliyor. Bölgedeki güç dengesinin değişimi, Ankara'nın sınır güvenliği konusunda çeşitli zorluklarla yüz yüze gelmesine neden olabilir. Aynı zamanda, izlenen politika doğrultusunda Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunma çabaları ile sınır güvenliğini sağlamaya çalışmak arasında bir denge kurmak zorunda kalacaktır.

Enerji Üzerindeki Hesaplar

İsrail’in strateji planının bir diğer ayağını ise Levant havzasındaki hidrokarbon kaynakları ve bu kaynakların Doğu Akdeniz üzerinden taşınacağı enerji hatları oluşturmaktadır. Uzmanlar, Tel Aviv’in Tamar, Leviathan ve Karish gibi enerji alanlarının güvenliğini sağlamak adına Doğu Akdeniz’de daha geniş bir askeri ve diplomatik hareket alanı oluşturma isteğinde olduğunu vurguluyor. Bu stratejik hamleler, Lübnan’ın güneyinden başlayarak Suriye kıyılarına ve oradan Kıbrıs ile Yunanistan’a kadar uzanan enerji rotalarıyla doğrudan alakalı bulunuyor. Güvenlik uzmanları, İsrail’in bu hamlelerle belirli alanları birbiriyle irtibatını koparmayı, ikmal hatlarını tıkamayı ve bazı bölgeleri yaşanamaz hale getirerek kalıcı bir tampon bölge oluşturmayı hedeflediğini belirtiyorlar.

Bölgesel İstikrarsızlığın Artması

STRASAM Direktörü, Emekli Hava Tuğgeneral Dr. Hüseyin Fazla, İsrail’in Güney Lübnan’daki hareketlerini değerlendirirken, bu durumun Doğu Akdeniz’den Suriye içlerine uzanan yeni bir askeri, ekonomik ve siyasi yapı kurma çabası olduğunu ifade ediyor. Fazla, bu baskı mimarisinin Suriye’ye taşınmasının, Türkiye’yi hem diplomatik hem askeri açıdan daha karmaşık bir durumla karşı karşıya bırakabileceğine dikkat çekiyor. Böyle bir senaryoda, Türkiye’nin Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruma gibi bir hedefi savunurken, sınır güvenliği ve göç baskısı ile başa çıkma zorunluluğuyla da yüzleşmesi gerekecektir.