Rize Haber
Rize
Açık
9°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Rize
00:00:00
İkindi vaktine kalan
Ara
Rize Haber, Rize Haberleri, Rizespor, Rizespor Haberleri, Rizede Haber, Karadeniz, 53,rize güncel haber GÜNCEL Dr. Şehla Aslan: Alfabe, Kimlik ve Tarihin Sessiz Tanıkları: 1926 Belgeseli Ne Anlatıyor?

Dr. Şehla Aslan: Alfabe, Kimlik ve Tarihin Sessiz Tanıkları: 1926 Belgeseli Ne Anlatıyor?

Araştırmacı yazar Dr. Şehla Aslan, kaleme aldığı yazıda “1926” belgeselinin Türk dünyasının dil, kimlik ve tarih mücadelesini nasıl ele aldığını değerlendirdi.

Kaynak: BHA

Dr. Şehla Aslan: Alfabe, Kimlik ve Tarihin Sessiz Tanıkları: “1926” Belgeseli Ne Anlatıyor? adlı köşe yazısında şu ifadelere yer verdi:

''Türk dünyasının yakın tarihinde bazı olaylar vardır ki yalnızca bir dönemin değil, aynı zamanda bir kimlik mücadelesinin sembolü hâline gelir. Azerbaycanlı yazar ve senarist Orhan Fikretoğlu’nun kaleme aldığı, yönetmenliğini Nesimi Memmedoğlu’nun üstlendiği “1926” belgeseli de tam olarak böyle bir dönüm noktasını anlatıyor. Film, 1926 yılında Bakü’de düzenlenen I. Türkoloji Kurultayı’nı merkezine alarak dil, kimlik ve siyasi baskı arasındaki karmaşık ilişkiyi yeniden gündeme taşıyor.

Belgesel, ilk bakışta bir alfabe reformunun hikâyesini anlatıyor gibi görünse de aslında çok daha derin bir meseleye odaklanıyor: Dilin bir milletin kimliği ve tarihsel hafızası üzerindeki belirleyici rolü.

Bir Kurultayın Ötesinde

26 Şubat - 6 Mart 1926 tarihleri arasında Bakü’de gerçekleştirilen I. Türkoloji Kurultayı, Türk dünyasının farklı bölgelerinden gelen bilim insanlarını bir araya getirmişti. Kurultayın en önemli gündem maddesi, Türk halkları için Latin alfabesine dayalı ortak bir yazı sistemi oluşturma fikriydi.

Bu girişim yalnızca teknik bir yazı reformu değildi. Dönemin aydınları için ortak alfabe, ortak bir kültürel alan yaratmanın ve ortak bir tarih bilinci kurmanın anahtarı olarak görülüyordu. Dil, sadece iletişim aracı değil; aynı zamanda kolektif hafızanın taşıyıcısıydı.

Belgesel, kurultayın bu yönünü güçlü bir biçimde ortaya koyuyor. Filmde yer alan akademisyenler, Türk halklarının ilk kez kendi tarihlerini yazma iradesini ortaya koyduklarını vurguluyor.

Umuttan Baskıya

Ancak belgeselin en çarpıcı yönlerinden biri, bu umut dolu başlangıcın kısa sürede nasıl trajik bir sürece dönüştüğünü göstermesi.

Kurultay sırasında Sovyet yönetimi, görünürde halkların kültürel gelişimini destekleyen bir politika izliyordu. Bu durum, Çarlık Rusyası’nın baskıcı mirasından yeni çıkan Türk toplumları için umut verici bir atmosfer yaratmıştı.

Fakat bu özgürlük söylemi uzun sürmedi.

Stalin döneminde Sovyet yönetimi, milli kimlikleri potansiyel bir siyasi tehdit olarak görmeye başladı. Dil, alfabe ve tarih gibi kimliği oluşturan unsurlar doğrudan siyasi denetim altına alındı.

“Elifba Kurbanları”

Belgeselin en sarsıcı bölümlerinden biri ise 1930’lu yıllarda yaşanan büyük tasfiyelerin anlatıldığı kısımlar. Kurultaya katılan birçok bilim insanı ve aydın, Stalin döneminin “Kırmızı Terör” sürecinde tutuklandı, sürgüne gönderildi veya idam edildi.

Film bu trajediyi çarpıcı bir kavramla ifade ediyor: “elifba kurbanları.”

Bir başka deyişle, ortak alfabe fikrini savunan aydınlar kısa süre sonra “milliyetçilik” suçlamasıyla cezalandırıldı. Bu durum, yalnızca bireysel trajediler değil; aynı zamanda bir kültürel kopuş anlamına geliyordu. Belgesel, bunu “bir milletin hafızasının susturulması” olarak yorumluyor.

Sinemanın Hafıza Kurma Gücü

“1926” belgeseli yalnızca tarih anlatan bir film değil. Arşiv görüntüleri, röportajlar ve dramatik anlatım dili sayesinde izleyicide güçlü bir tarihsel bilinç oluşturmayı amaçlıyor.

Filmde Azerbaycan, Türkiye, Özbekistan ve Kırgızistan’dan akademisyenlerin görüşlerine yer verilmesi de anlatıya çok sesli bir perspektif kazandırıyor. Konuşmacıların kendi ana dillerinde konuşmaları ise belgeselin en dikkat çekici tercihlerinden biri. Bu durum, Türk dünyasının kültürel çeşitliliğini görünür kılarken ortak köken fikrini de güçlendiriyor.

Geçmişten Günümüze Bir Soru

Belgesel yalnızca geçmişi anlatmakla yetinmiyor. Aynı zamanda günümüze de bir soru yöneltiyor:

1926’da ortaya konan ortak alfabe ve ortak tarih ideali neden hâlâ tam anlamıyla gerçekleşmedi?

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Türk cumhuriyetleri arasında kültürel ilişkiler güçlenmiş olsa da, o dönemde tasarlanan bütüncül birlik vizyonunun hâlâ tamamlanmadığı görülüyor.

Dil ve Kimlik Üzerine Bir Hatırlatma

“1926”, alfabe tartışmasını geçmişte kalmış bir reform meselesi olarak ele almıyor. Aksine dil ile kimlik arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeye çağırıyor.

Belgeselin verdiği temel mesaj oldukça açık:
Dil ve alfabe yalnızca teknik araçlar değildir. Onlar aynı zamanda bir milletin hafızasının, kültürünün ve geleceğinin temel taşıdır.

Bu yönüyle “1926”, yalnızca bir belgesel film değil; Türk dünyasının geçmişiyle yüzleşmesini ve ortak bir gelecek üzerine yeniden düşünmesini sağlayan güçlü bir hatırlatma niteliği taşıyor.''