MÜSİAD Genel Başkanı Özdemir, yılının ilk yarısının küresel ekonomide belirsizliklerin kalıcı hale geldiği, jeopolitik risklerin ekonomik karar alma süreçlerinde daha fazla ağırlık kazandığı ve ülkelerin yeni büyüme alanları aradığı bir dönem olarak geride kaldığını söyledi.Yeni dönemde ekonomik dayanıklılık, arz güvenliği, ulusal rekabet gücü ve stratejik sektörlerde kapasite geliştirmenin ülkelerin öncelikli gündemleri arasında yer aldığını kaydeden Özdemir, "Jeopolitik gelişmeler artık yalnızca siyasi risk unsuru olarak değil, enerji arz güvenliği, lojistik maliyetleri, kritik ham maddelere erişim ve üretim maliyetleri üzerinden doğrudan ekonomik dengeleri etkileyen temel faktörler olarak değerlendiriliyor" diye konuştu.Özdemir, Türkiye ekonomisi açısından yılın ilk yarısında öne çıkan başlığın, makroekonomik dengelenme sürecinin belirginleşmesi olduğunu aktararak, dezenflasyon süreci, rezervlerdeki toparlanma, cari dengedeki iyileşme ve finansal piyasalardaki daha dengeli görünümün yatırımcıların yakından takip ettiği temel göstergeler arasında yer aldığını dile getirdi.Küresel yatırım rekabetinin kızıştığı bu dönemde avantajların kalıcı bir rekabet gücüne dönüştürülmesinin önemine işaret eden Özdemir, "İleri imalat teknolojileri, dijital dönüşüm, enerji dönüşümü ve yüksek katma değerli sektörlerde kapasitenin artırılması, Türkiye'nin küresel ekonomideki konumunu güçlendirecek temel unsurlar arasında yer alıyor" değerlendirmesinde bulundu."Reel sektör açısından en kritik gündem başlığı, finansmana erişim ve finansman maliyetleri"MÜSİAD Genel Başkanı Özdemir, küresel ticarette yaşanan dönüşümün Türkiye için yalnızca mevcut ihracat performansını koruma değil, aynı zamanda daha yüksek katma değerli üretim yapısına geçiş açısından önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti.Türkiye ekonomisinin performansı açısından belirleyici unsurun makroekonomik kazanımların kalıcı hale getirilmesi ve reform gündeminin destekleyici bir çerçevede ilerlemesi olacağını belirten Özdemir, "Bugün reel sektör açısından en kritik gündem başlığı, finansmana erişim ve finansman maliyetleridir" diye konuştu.Özdemir, kalıcı büyüme, sürdürülebilir yatırım ortamı ve rekabet gücünün temel koşulunun düşük ve öngörülebilir bir enflasyon ortamının oluşturulması olduğuna işaret ederek, "Yüksek enflasyon, maliyet hesaplamalarını zorlaştırmakta, fiyatlama davranışlarını bozmakta ve işletmelerin uzun vadeli yatırım kararlarını sağlıklı bir zeminde almasını güçleştirmektedir" açıklamasını yaptı.Dezenflasyon sürecinin başarısının yalnızca fiyat istikrarı açısından değil, ekonomik aktörlerin beklentilerinin iyileştirilmesi ve yatırım ortamının yeniden güçlendirilmesi açısından da önem taşıdığını belirten Özdemir, "Enflasyon beklentilerinde kalıcı bir iyileşme sağlanması, zaman içerisinde finansman koşullarının daha öngörülebilir ve sürdürülebilir hale gelmesine katkı sağlayacaktır" dedi."Seçici finansman mekanizmalarının güçlendirilmesi, Türkiye ekonomisinin rekabetçiliği açısından kritik"Burhan Özdemir, yüksek faiz oranları ve düşük kredi limitleri gibi sıkı finansal koşulların yeni yatırımlar için finansman maliyetlerini artırdığını, işletme sermayesi ihtiyacını yükselttiğini ve özellikle yatırım yoğun sektörlerde finansal planlamayı zorlaştırdığını dile getirdi.İç talepteki dengelenme süreciyle bazı sektörlerde üretim hacimleri, kapasite kullanım oranları ve karlılık marjları üzerinde baskılar oluşabildiğine işaret eden Özdemir, "Temel politika önceliği, fiyat istikrarı hedefi ile üretim kapasitesinin korunması arasında dengeli bir çerçevenin oluşturulması olmalıdır" şeklinde konuştu.Özdemir, sıkı para politikasının etkinliğinin üretken yatırımları destekleyen, arz kapasitesini güçlendiren ve ekonominin uzun vadeli büyüme potansiyelini artıran tamamlayıcı politikalarla desteklenmesi gerektiğine dikkati çekerek, şunları aktardı:"Finansman imkanlarında önceliğin genel bir kredi genişlemesinden ziyade, ekonomik verimliliği ve rekabet gücünü artıran stratejik alanlara yönlendirilmesi önem taşımaktadır. İhracata yönelik üretim, teknoloji yatırımları, dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm, yüksek katma değerli üretim ve verimlilik artırıcı projeler için seçici finansman mekanizmalarının güçlendirilmesi, Türkiye ekonomisinin uzun vadeli rekabetçiliği açısından kritik olacaktır.""Para politikası, maliye politikası ve yapısal reformların bir bütünlük içinde ilerlemesi gerekiyor"MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, Türkiye ekonomisi açısından uzun vadeli hedefin enflasyonu kalıcı biçimde düşürürken üretim gücünü, ihracat kapasitesini ve yatırım dinamizmini koruyan dengeli bir ekonomik yapının oluşturulması olduğunun altını çizdi.Para politikası, maliye politikası ve yapısal reformların birbirini tamamlayan bir bütünlük içinde ilerlemesinin önemine işaret eden Özdemir, "Önümüzdeki dönemde iş dünyasının temel beklentisi, dezenflasyon sürecinin kararlılıkla sürdürülmesi, finansal koşulların daha öngörülebilir hale gelmesi ve reel sektörün yatırım kapasitesini destekleyecek seçici finansman mekanizmalarının güçlendirilmesidir" dedi.Özdemir, Türkiye'nin küresel yatırım merkezi olma hedefinin yalnızca daha fazla uluslararası sermaye çekme perspektifiyle değil, küresel değer zincirlerinde daha yüksek katma değerli bir konuma ulaşmayı hedefleyen kapsamlı bir ekonomik dönüşüm programı olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.Öngörülebilir, rekabetçi ve güven veren bir yatırım ekosisteminin güçlendirilmesinin önemine dikkati çeken Özdemir, "Makroekonomik istikrar bu ekosistemin temelini oluştururken, yapısal reformlarla desteklenen güçlü kurumlar ve etkin işleyen piyasa mekanizmaları, Türkiye'nin küresel sermaye açısından uzun vadeli cazibesini belirleyen başlıca unsurlar olacaktır" ifadelerini kullandı."Ülkemizin küresel ekonomideki ağırlığının daha da artacağına inanıyoruz"Burhan Özdemir, Türkiye'nin küresel yatırım merkezi olma hedefindeki başarısının makroekonomik istikrarın, kurumsal kapasitenin ve yapısal reform gündeminin teknoloji, insan kaynağı ve sürdürülebilir üretim ekseninde bütüncül biçimde ilerletilmesine bağlı olduğunu kaydetti.Gelecek dönemde küresel rekabette öne çıkacak ekonomilerin yalnızca güçlü üretim kapasitesine sahip ülkelerden olmayacağını ifade ederek, "Aynı zamanda teknolojiyi geliştirebilen, veriyi etkin kullanabilen, reel ekonomiye faydalı yenilikler üretebilen ve bu yetkinlikleri küresel ölçekte ekonomik değere dönüştürebilen ülkeler olacaktır" açıklamasını yaptı.Özdemir, ABD-Çin rekabetinin derinleşmesi, Avrupa Birliğinin stratejik sektörlerde daha seçici sanayi politikaları uygulamaya başlaması, kritik ürünlerde arz güvenliğinin ön plana çıkması ve üretim merkezlerinin yeniden konumlanmasının küresel yatırım kararlarının temel dinamiklerini değiştirdiğini ifade etti.Küresel şirketlerin yatırım ve üretim kararlarını maliyet optimizasyonunun ötesinde uzun vadeli dayanıklılık, stratejik güven ve operasyonel süreklilik perspektifiyle aldığını belirten Özdemir, "Öngörülebilir politikaların, uzun vadeli yatırım perspektifi ve yapısal dönüşümü destekleyen reformlarla güçlendirilmesi halinde ülkemizin küresel ekonomideki ağırlığının daha da artacağına inanıyoruz" dedi."Yılın ikinci yarısında daha dengeli bir ekonomik kompozisyon öngörüyoruz"MÜSİAD Genel Başkanı Özdemir, yılın ikinci yarısında küresel ekonomide belirsizliklerin devam ettiği ancak dezenflasyon süreci, finansal koşullardaki kademeli normalleşme ve makroekonomik dengelenmeyle öngörülebilirliğin arttığı daha dengeli bir döneme girileceğine işaret etti.Ekonomi yönetiminden beklentilerinin üretim kapasitesini koruyan, ihracatın rekabet gücünü artıran ve özel sektör yatırımlarını destekleyen politikaların güçlendirilmesi olduğunu aktaran Özdemir, "Özellikle uzun vadeli yatırım finansmanının geliştirilmesi, ihracat finansmanı mekanizmalarının güçlendirilmesi, KOBİ'lerin finansmana erişiminin kolaylaştırılması ve üretken yatırımlara yönelik finansman ve teşvik imkanlarının artırılması kritik öncelikler arasında yer almaktadır" diye konuştu.Özdemir, yabancı yatırım açısından makroekonomik istikrar ve politika öngörülebilirliğinin belirleyici olmaya devam edeceğini kaydederek, şunları aktardı:"Büyüme görünümünde yılın ikinci yarısında daha dengeli bir ekonomik kompozisyon öngörüyoruz. İş dünyası olarak beklentimiz, fiyat istikrarını kalıcı biçimde tesis ederken üretim, yatırım ve ihracat arasındaki dengeyi gözeten politika çerçevesinin kararlılıkla sürdürülmesidir.
Makroekonomik istikrarın kalıcı olarak güçlenmesi ve reform gündeminin kararlılıkla sürdürülmesi halinde Türkiye'nin uluslararası yatırımcı nezdindeki cazibesini artırarak küresel değer zincirlerinde daha güçlü bir konuma ulaşacağına ve sürdürülebilir büyüme patikasını sağlamlaştıracağına inanıyoruz."