Trabzon’un Of ilçesinde 30 Mart 2009 tarihinde yaşanan Yusuf Kazdal kaybı, Türkiye’de faili meçhul vakalar arasında uzun yıllardır çözülemeyen dosyalardan biri olarak gündemdeki yerini korumaktadır. Çöp dökmek için evden çıkan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Yusuf Kazdal’ın akıbeti, aradan geçen yıllara rağmen netlik kazanmadı.
Yapılan arama çalışmalarına rağmen herhangi bir ize ulaşılamaması, dosyanın “kayıp vakası” olarak kalmasına neden oldu.
Peki Yusuf Kazdal olayı nedir?
Yusuf Kazdal kimdir?
Detaylar...
YUSUF KAZDAL OLAYI NEDİR?
Son dönemde Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, faili meçhul dosyaların yeniden inceleneceğine yönelik açıklamalarıyla birlikte Yusuf Kazdal olayı yeniden kamuoyunun dikkatini çekti.
Bakanlığın kurduğu özel bir birim aracılığıyla geçmişte takipsizlik verilen ve çözülemeyen dosyaların tekrar ele alınacağı belirtilirken, bu gelişme Kazdal ailesi için de yeni bir umut kapısı oldu.Özellikle Gülistan Doku, Rabia Naz ve Rojin Kabaiş dosyalarıyla birlikte Yusuf Kazdal dosyasının da yeniden incelenme ihtimali, yıllardır adalet arayan ailelerin beklentilerini artırdı.
YUSUF KAZDAL KİMDİR?
Yusuf Kazdal, Trabzon’un Of ilçesinde yaşayan bir aileye mensup genç bir bireydir. 2009 yılında henüz genç yaşta kaybolmasıyla Türkiye gündeminde yer almış ve o tarihten bu yana kendisinden hiçbir somut iz bulunamamıştır.
Ailesinin ifadelerine göre Yusuf, kaybolduğu gün annesinin isteği üzerine çöpleri atmak için evden ayrılmış ve bir daha geri dönmemiştir.Olayın ardından yapılan tüm aramalara rağmen Yusuf Kazdal’a ait net bir bulguya ulaşılamamış, yalnızca bazı şüpheli detaylar dosya kapsamında değerlendirilmiştir.
Bu süreçte hem resmi kurumlar hem de aile tarafından yürütülen girişimler sonuçsuz kalmıştır.
ADLİ SÜREÇ VE YENİDEN AÇILAN DOSYALAR
Adalet Bakanlığı’nın faili meçhul dosyaların yeniden incelenmesi yönündeki çalışmaları, Yusuf Kazdal dosyasını da yeniden gündeme taşımıştır. Özellikle geçmiş yıllarda takipsizlik verilen veya yeterince derinleştirilemeyen dosyaların tekrar açılması kararı, aileler tarafından dikkatle takip edilmektedir.Bu kapsamda Kazdal ailesi, oğullarının dosyasının da yeniden ele alınmasını talep etmektedir.
Aile, yıllardır süren belirsizliğin sona ermesini ve gerçeklerin ortaya çıkarılmasını istemektedir.
AİLENİN YILLAR SONRAKİ ÇAĞRISI
Yusuf Kazdal’ın ailesi, yıllardır süren belirsizlik ve acı içerisinde yaşamlarını sürdürmektedir. Özellikle baba Tahir Kazdal ve anne Esma Kazdal’ın açıklamaları, olayın duygusal ve toplumsal boyutunu gözler önüne sermektedir.
Ailenin ifadeleri, olayın hala tazeliğini koruduğunu ve umudun tamamen kaybolmadığını göstermektedir.Ailenin açıklamaları şu şekilde aktarılmıştır:"Oğlum Yusuf, 2009 yılında saat 10.00 sıralarında annesine dışarı çıkacağını söylemiş.
Annesi de ondan çöpü atmasını istemiş.
O da çöpü almış çıkmış, ben de inşaatta çalışıyordum. Öğle yemeğine eve geldim.
Eşim Yusuf’un eve gelmediğini söyledi.
Ben de 'Çocuktur, gelir' dedim. İşe geri döndüm keşke dönmeseydim.
Akşam eve geldiğimde Yusuf hala yoktu.
Yusuf’u aramaya başladık.
Nerelere gittiğini arkadaşlarına sorduk.
Onlar da saat 14.30’da Yusuf’un eve gitmek için yanlarından ayrıldığını söyledi.
Saat 19.00’larda marketin önünde bir arkadaşım onu görmüş.
Belediyeye ilan verdim.
O zamanlar bir subay vardı.
Sabah olunca beni yanına çağırdı.
Dere kenarında bir pantolon bulduğunu söyledi.
Pantolon çok büyüktü, Yusuf’a uygun değildi ve zaten onun da değildi.
Yusuf’u benden daha çok görüyordu.
Neyi kapatmaya çalıştı bilinmez.
Evimizin köşesinde manav vardı.
Manavın kamerası bir gün öncesinde çalışıyor ama Yusuf’un kaybolduğu gün çalışmıyor.
Hesapta araştırmışlar, öyleymiş.
O gün kameranın çöktüğünü söylediler.
Bunlar aklımızda bir soru işareti oldu.
Dosyamız kapanmış değil, savcımız araştırmalarına devam ediyor. İnşallah bir sonuç çıkar""Tunceli Valisi bizim eski kaymakamımızdı.
O zaman bizimle çok ilgilendi. Şimdiki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan başbakandı.
Milletvekili Abdulkadir Kart bizi telefonla Cumhurbaşkanımızla görüştürdü.
Cumhurbaşkanımızla telefonda 10 dakikadan fazla görüşmemiz oldu.
O soru sordu ben de cevapladım.
Telefon görüşmemiz bittikten sonra kapımız çaldı.
Bir de baktım ki, o zamanın kaymakamı Tuncay Sonel geldi. ‘Aferin, sen balığı baştan yakaladın’ dedi.
Biz de onu içeri davet ettik. ‘Balığı baştan yakaladın’ demesinin ne anlama geldiğini bilemiyorum.
Bize o dönem ne derlerse inanıyoruz.
Başımıza böyle acı bir olay geldi.
O dönem bizimle ilgilendi.
Eşimin kafası dağılsın diye iyilikleri de olmuştu.
Ancak iyilik miydi yoksa bir şeylerin üzerini kapatmak için miydi; onu da bilemiyoruz. Şu ana kadar şüphem yoktu.
Tuncay Sonel ile babası vefat ettiğinde konuşmuş, mesajlaşmıştık. Şimdiki olayları duyunca benim de canım sıkıldı.
Acaba diyorum öyle midir?
Yine de inanamıyorum.
Benim bir ümidim var.
O da bana pantolonu gösteren subayın ifadesidir. 'Onun ifadesi alındı' dediler ama alınmadı.
Subay olduğu için çekimser kaldık.
Herhangi bir olay olur diye sesimiz çıkmadı ama Allah bilir.
Bizim dosyaya el atılırsa memnun oluruz.
Belki yurt dışına kaçmıştır, 18 yaşından sonra gelir ama yok. 18 yaşında, eve oğlum için seçmen kağıdı bile geldi ama o gelmedi""Umudum hiç kaybolmadı.
Oğlum gelecek diye her zaman bir umudum var.
Bu süreçte hayatımız, ölüymüşüz gibi devam etti. Ölü gibi yaşıyoruz.
Yaşamak zorundayız.
Düşmanımızı bilmiyoruz.
Yusuf için mezar taşı yaptırmıştık.
Boş bir mezar yapmıştık.
Bir gün gelip, 'Mezarı açacağız’ dediler.
Açıp baktılar, hiçbir şey yok.
Mezar taşına da Kayıp Yusuf yazdırmıştık.
Bir süre öylece mezar başına gidip geldik, boş mezarda dua edip, ağladık.
Yol genişletilmesi çalışmalarında mezarı ve taşını kaldırttılar.
Her zaman kayıplar ve Yusuflar konuşulsun.
Bu acıyla yaşıyoruz.
Kızım da yapay zekayı kullanarak Yusuf’un büyük haliyle robot resmini yapmış.
Gerçekten sanki oymuş gibi, çok benziyor.
Bu resim bize hayal oldu.
Büyüklerimden Yusuf’un olayını aydınlatmasını istiyorum. Ölü ya da diri; yeniden dosyamız ele alınsın.
Kucağımızdan en küçük yavrumuz alındı.
Adalet Bakanı'na sesleniyorum; bütün kayıplar bulunsun ama benim acım çok.
Bizim acımız için büyüklere sesleniyorum; 17 yıldır ölmedik öylece yaşıyoruz"