Rize Bağımsız Milletvekili Adayı Kenan İslamoğlu, Türkiye’de siyasetin yalnızca sandık üzerinden değil; medya, sosyal medya, gündem ve siyasi söylemler aracılığıyla da şekillendiğini belirterek dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Kaleme aldığı değerlendirmede mevcut durumu “algı imparatorluğu” olarak nitelendiren İslamoğlu, günümüz siyasetinde mücadelenin yalnızca mevcut gerçekleri yönetmek üzerinden değil, toplumun bu gerçekleri nasıl algıladığını belirlemek üzerinden de yürütüldüğünü savundu.
“Dün tepki gösterdiğimiz şeye bugün neden alışıyoruz?”
Ekonomik sorunların toplum üzerindeki etkilerine değinen İslamoğlu; yüksek fiyatlar, artan kiralar ve alım gücündeki düşüşün zaman içerisinde günlük hayatın olağan bir parçası gibi görülmeye başlanmasının üzerinde durulması gerektiğini söyledi.
Ekonomik sıkıntıların önce büyük bir kriz olarak değerlendirildiğini, daha sonra ise “geçici zorluk”, “sabır” ve küresel ekonomik şartlar gibi söylemlerle açıklanmaya başlandığını ifade eden İslamoğlu, asıl tehlikenin vatandaşların yaşanan sorunlara alışması olduğunu savundu.
İslamoğlu, “Asıl mesele, toplumun yüksek enflasyonla yaşamaya alıştırılmasıdır” ifadelerini kullandı.
“Gündemi kim belirliyorsa siyasetin sınırlarını da o çizer”
Türkiye’de siyasi gündemin çok hızlı değiştiğini belirten İslamoğlu; ekonomi, yargı, belediyeler, parti içi tartışmalar, anayasa ve “Terörsüz Türkiye” gibi farklı başlıkların peş peşe kamuoyunun gündemine geldiğine dikkat çekti.
Büyük siyasi meselelerin toplum tarafından yeterince tartışılmadan yeni gündemlerin ortaya çıkabildiğini savunan İslamoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Bir meseleyi çözmek zorunda değilsiniz; bazen yalnızca başka bir meseleyle onun üzerini örtebilirsiniz.”
Siyasetin önemli mücadele alanlarından birinin gündemi belirlemek olduğunu kaydeden İslamoğlu, iktidarın başarılarını, muhalefetin ise eleştiri ve mağduriyetlerini ön plana çıkardığını; medya ile sosyal medyanın da toplumun farklı kesimlerinde farklı gerçeklik algıları oluşturabildiğini ifade etti.
“Artık ‘Doğru mu?’ değil, ‘Bizden mi?’ diye soruyoruz”
Sosyal medya platformlarında oluşan “yankı odalarının” siyasi kutuplaşmayı artırdığını savunan İslamoğlu, aynı olayın farklı siyasi görüşlere sahip kişiler tarafından tamamen farklı şekillerde değerlendirilebildiğini söyledi.
Siyasi aidiyetin olayların doğru veya yanlış olarak değerlendirilmesinin önüne geçmesinin toplumsal adalet duygusuna zarar verdiğini belirten İslamoğlu:
“Artık ‘Doğru mu?’ diye sormayız. ‘Bizden mi?’ diye sorarız.”
ifadelerini kullandı.
İslamoğlu, aynı davranışın siyasi taraflara göre farklı değerlendirilmesinin siyaseti ve toplumsal ilişkileri olumsuz etkilediğini savundu.
“En tehlikeli algı: Başka seçenek yok”
Toplumların yalnızca korku üzerinden değil, başka bir seçeneğin bulunmadığı düşüncesi üzerinden de yönlendirilebileceğini öne süren İslamoğlu, siyasette kullanılan bazı söylemlere dikkat çekti.
“Şimdi sırası değil”, “Önce şu sorun çözülsün”, “Şimdi eleştiri zamanı değil” ve “Birlik olma zamanı” gibi ifadelerin sürekli kullanılmasının toplumun sorgulama hakkını zayıflatabileceğini belirten İslamoğlu, demokrasinin yalnızca seçimlerden ibaret olmadığını söyledi.
İslamoğlu, “Demokrasi aynı zamanda iktidarı sorgulayabilme cesaretidir” değerlendirmesinde bulundu.
Muhalefete de eleştiri yöneltti
Açıklamalarında yalnızca iktidarı eleştirmediğini vurgulayan İslamoğlu, muhalefetin de mevcut siyasi ve toplumsal algı düzeninin dışında olmadığını savundu.
Muhalefetin kendi içerisindeki tartışmaların, siyasi hesapların ve bölünmelerin zaman zaman vatandaşların gerçek gündeminin önüne geçtiğini ifade eden İslamoğlu, vatandaşların temel gündeminin ise günlük hayatın ekonomik sorunları olduğunu söyledi.
İslamoğlu vatandaşın gündemini şu sorularla özetledi:
“Ev kirası nasıl ödenecek? Çocuğun eğitimi nasıl karşılanacak? Pazardan file nasıl doldurulacak? Emekli ay sonunu nasıl getirecek? Genç neden geleceğini başka ülkelerde arıyor?”
Siyasetin vatandaşlara siyasi tartışmalardan önce çözüm sunması gerektiğini belirten İslamoğlu, toplumun siyasi kavgalardan ziyade günlük hayatını değiştirecek somut sonuçlar beklediğini ifade etti.
“Alışmak, kabul etmek değildir”
Ekonomik sıkıntılar, işsizlik, yüksek fiyatlar, siyasi gerilim, kutuplaşma ve adaletsizlik gibi sorunların zaman içerisinde toplum tarafından kanıksanabileceğine dikkat çeken İslamoğlu, sorunlara alışmanın bunları doğru veya kabul edilebilir hale getirmediğini söyledi.
“Mesele yalnızca insanların ne düşündüğü değildir. Neye alıştıklarıdır” diyen İslamoğlu, toplumun yaşadığı sorunlar karşısındaki duyarlılığını kaybetmemesi gerektiğini vurguladı.
“Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir algı değil, yeni bir gerçeklik”
Türkiye’nin yeni sloganlardan ve siyasi kutuplaşmalardan çok somut çözümlere ihtiyaç duyduğunu belirten İslamoğlu; ekonomiden hukuka, gençlerin gelecek beklentilerinden toplumsal birlikteliğe kadar birçok alanda gerçek değişimin sağlanması gerektiğini savundu.
Siyasetin temel görevinin vatandaşın düşüncelerini veya algısını yönetmek değil, yaşadığı sorunları çözmek olduğunu dile getiren İslamoğlu:
“Siyasetin görevi algıyı yönetmek değil, gerçeği değiştirmektir.” dedi.
Televizyon ekranlarının, sosyal medya gündemlerinin ve siyasi söylemlerin değişebileceğini ancak vatandaşın hayatındaki ekonomik ve sosyal gerçeklerin somut sonuçlarla ölçüldüğünü ifade eden İslamoğlu, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:
“Bir toplumun en tehlikeli hali öfkeli olması değil; haksızlığa, yoksulluğa, yanlışlığa ve umutsuzluğa artık şaşırmamasıdır. Çünkü insan neye alışırsa, bir süre sonra onu kader sanmaya başlar. Oysa demokrasi kaderi kabullenmek değil, kaderini değiştirebileceğine inanmaktır.”