Araştırma ekibi, tarihin en kapsamlı uydu verilerini kullanarak 1970'lerden bu yana yaşanan kutup buzulu kaybını ortaya koydu.
Grönland ve Antarktika'daki erimenin boyutu, bilim dünyasını alarma geçirdi.1970'LERDEN BU YANA KAÇ TRİLYON TON KUTUP BUZULU YOK OLDU"Araştırmacılar, 1970'lerden bu yana Grönland ve Antarktika'dan toplam 12,5 trilyon ton kutup buzunun yok olduğunu ortaya koydu.
Bilim insanları tarafından oluşturulan tarihin en uzun uydulu veri kaydı, son elli yıldaki buz kaybının boyutlarını gözler önüne seriyor.Uluslararası bir araştırma ekibi, Grönland'ı 1972 yılından, Antarktika'yı ise 1979'dan 2023'e kadar kapsayan en kapsamlı uydu kaydını oluşturdu.Toplam 42 farklı uydu araştırması ve 27 uydu misyonundan elde edilen verilerle hazırlanan IMBIE çalışması, gözlenen 12,5 trilyon tonluk buz kaybının büyük kısmının Grönland'daki buz tabakalarından kaynaklandığını gösteriyor.Uzmanlar, bu devasa erimenin küresel deniz seviyelerinde 3 santimetreden fazla bir yükselişe yol açtığını ve milyonlarca insanı kıyı erozyonu ile sel riskine karşı savunmasız bıraktığını belirtiyor.BUZULLARIN HIZLANMASI ERİMENİN ANA NEDENİElde edilen bulgular, kutuplardaki buz kaybının yüzde 84'ünün buzulların zamanla daha hızlı akarak okyanusa karışmasından kaynaklandığını, yüzeydeki erimenin ise yalnızca yüzde 16'lık bir paya sahip olduğunu ortaya koyuyor.Küresel ısınmanın ve okyanus sıcaklık artışının yönlendirdiği bu dinamik süreç, 1990'lardan sonra tırmanışa geçti. 1980'lerde Grönland'da yıllık ortalama 66 milyar ton olan buz kaybı, 2010'lu yıllarda yaklaşık 291 milyar tona ulaştı.
Benzer şekilde Antarktika'daki yıllık kayıp da aynı dönemde 53 milyar tondan 202. milyar tonun üzerine çıktı.GELECEĞE YÖNELİK UYARILAR VE UYDULARIN ÖNEMİArtan sıcaklıkların ve eriyen buzların iklim krizini tetiklemeye devam ettiğini vurgulayan bilim insanları, uzay tabanlı gözlemlerin hayati önem taşıdığını belirtiyor.NASA ve Avrupa Uzay Ajansı tarafından desteklenen ve Scientific Data dergisinde yayımlanan araştırma, uydular sayesinde elde edilen kıta çapındaki verilerin gelecekteki deniz seviyesi yükselişi tahminlerini daraltmak ve iklim politikalarını şekillendirmek için en güçlü araç olduğunu gösteriyor.