Bugün özellikle gençler arasında duygular, ne yazık ki bir çeşit strateji oyununa veya 'ilk söyleyen kaybeder, kaçan kovalanır' mantığıyla yürütülen bir güç yarışına dönüştü.Sosyal medyanın yarattığı o sürekli beğenilme, onaylanma ve "seçilen taraf olma" arzusu, ilişkilerin o en saf yerini gölgeliyor.
Oysa sevmek ve sevilmek, skor tabelası tutulan bir yarış kulvarı değildir.Sevdiğini söylemek bir açık vermek değil, hissetme cesaretine sahip olduğunu göstermektir.
Sevmek; incelikli, nezih ve insanı büyüten bir deneyimdir.
Kendini bir başkasına açabilmek, "Ben seninle bu duyguyu paylaşacak kadar içtenim" diyebilmek büyük bir olgunluk ister.Peki, kim önce söylemeli"Cevap aslında çok basit: Kalbinde o duyguyu taşımaktan korkmayan ve bunun sorumluluğunu alabilen kimse, ilk adımı o atmalı.Günün sonunda ilişkileri sağlam kılan şey, taktiklerle kazanılan geçici zaferler değil; samimiyetle atılan adımlardır.
Karşı taraftan hemen aynı hızda bir karşılık gelmese bile, hislerinin arkasında durabilmek bir yenilgi değil, bilakis karakterin ve duygu zenginliğinin bir ifadesidir.Gençlere verebileceğimiz en güzel ümit belki de bu: Beğenilme kaygısının, "İlk o adım atsın" gururunun ve strateji oyunlarının ilişkilerinizi katılaştırmasına izin vermeyin.
Birini sevmek ve bunu nazikçe dile getirmek dünyadaki en doğal, en şerefli duygudur.
Kendi duygunuzdan eminseniz, ilk cümleyi kuran olmaktan asla çekinmeyin. Çünkü gerçek sevgi hesap yapmaz; sadece hissettiği yerden filizlenir.Ev arkadaşı mısınız evli misiniz" Uzmanı sessiz boşanmanın belirtilerini açıkladı! İşte çözümü