Meryem Ana Fırtınası, ekim ayının belli günlerine denk gelen ve halk arasında özel bir öneme sahip olan hava olaylarından biridir. Bu dönem, yağışlı ve gök gürültülü hava koşullarının özellikle yoğunlaştığı zamanlar olarak bilinir. Son günlerde İstanbul'da görülen kuvvetli yağışların Meryem Ana Fırtınası ile ilgili olup olmadığı sorusu gündeme geldi. Peki, Meryem Ana Fırtınası'nın tam olarak anlamı nedir ve bu yıl hangi tarihleri kapsıyor? İşte bu konudaki detaylar…
MERYEM ANA FIRTINASI NEDİR?
Meryem Ana Fırtınası, tarih boyunca denizciler, balıkçılar ve tarımla uğraşanlar tarafından gözlemlenen hava olaylarını tanımlayan bir halk takvimidir. Özellikle, bu dönem 14 Ekim ile ilişkilendirilir ve bu tarihten itibaren gök gürültülü yağışların sıklıkla yaşandığı bilinir. Bu yıl Meryem Ana Fırtınası, tam olarak 14 Ekim'de İstanbul'u etkisi altına alan yoğun yağışlarla kendini gösterdi. Halk takviminde, Meryem Ana Fırtınası dışında da ekim ayında yer alan diğer fırtınalar bulunmaktadır.
Örneğin, 17 Ekim’deki Kırlangıç Fırtınası, kırlangıçların göçü ile bağlantılıyken, 18 Ekim’deki Koz Kavuran Fırtınası, lodos rüzgarları ve ceviz ağaçlarının yaprak dökümü ile ilişkilendirilmektedir. Ayrıca, 27 Ekim’de kaydedilen Balık Fırtınası da, balıkların Marmara'dan Karadeniz’e olan göç dönemini işaret eder. Tüm bu adlandırmalar, kesin hava tahminleri olmaktan ziyade, geçmişteki gözlemlere dayanmaktadır.
“ATALARIMIZ MERYEM ANA FIRTINASI DEMİŞ”
Haberler.com'da yer alan bir röportajda, Köse adlı meteorolog, Meryem Ana Fırtınası dönemindeki yağışların belirli bir döngü içinde tekrar ettiğini ifade etti. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün günler öncesinden uyarılarda bulunduğunu belirten Köse, “Geçmişten günümüze bu tarihlerde etkili olan yağışlar hep olmuştur. Atalarımız bu duruma Meryem Ana Fırtınası adını vermiştir.” dedi. Bu zaman diliminde genellikle gök gürültülü ve şimşek çakan sağanak yağışlar meydana geldiğini belirten uzman, bu yıl da aynı türden yağışların olduğunu ifade etti.
Köse, tarih boyunca bu dönemde meydana gelen yağışların hem tarım hem de su kaynakları açısından önemine dikkat çekerek, bu tür doğa olaylarının geleneksel kültürlerde nasıl yer bulduğunu anlattı.
DERECE, HAVA
Meryem Ana Fırtınası'nın meydana getirdiği yağışların etkisini artıran faktörlerden biri de Karadeniz'deki su sıcaklığı ile havanın sıcaklığı arasındaki farktır. Köse, bu durumu şöyle açıkladı: “Karadeniz’den gelen soğuk hava, İstanbul üzerinde bulunan alçak basınç alanı ile birleşince sürekli bir yağış hareketi oluşturdu. Karadeniz suyu şu an 21-22 derece civarında iken, hava sıcaklığı 14-15 derece arasında dalgalanıyor.”
Bu şartlar altında, Karadeniz'den buharlaşan su buharının, alçak basınç alanında yoğunlaşarak sürekli yağışlar oluşturduğuna dikkat çeken Köse, bu durumun uzun süre etkisini sürdürebileceğini vurguladı. Meteorolojik gözlemlerin, halk takviminde yer alan fırtınalarla bağlantılı olarak nasıl yorumlandığı, toplumda bu tür olayların algısını etkiliyor.
İstanbul'da son günlerde etkili olan yağışlar, kenti adeta vurdu. Metrekareye düşen yağış miktarı 242 kilogram olarak kaydedilirken, bu durum şehirdeki yıllık ortalama yağış miktarıyla kıyaslandığında oldukça dikkat çekicidir. Meteoroloji uzmanı Köse, bu durumu değerlendirerek "İstanbul'un yıllık yağış ortalaması yaklaşık 700 kilogramdır. Biz 24 saat içinde bir yıllık yağışın üçte birini almış olduk. Bu da meteorolojik açıdan kaçınılmaz bir sonuç" şeklinde konuştu.
Altyapı Probleminin Boyutları
İstanbul'da kaçınılmaz hale gelen bu durum, şehirdeki altyapı sisteminin ne denli yetersiz olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Küresel ısınmanın ve iklim değişikliğinin etkisiyle yağışların karakteri değiştiğini belirten Köse, mevcut altyapı planlamasında kullanılan verilerin güncelliğini yitirdiğine dikkat çekti. "Altyapılar, geleneksel olarak 100 yıllık ortalama verilerine göre inşa ediliyor ancak bu sistem artık etkisini yitirmiş durumda" diyen Köse, şehirlerin iklim değişikliği koşullarına ne kadar adapte olabileceğinin önemli bir sorun haline geldiğini ifade etti.
Gelecekteki Olası Riskler
Köse, altyapı sistemlerinin yeni iklim koşullarına göre yeniden şekillendirilmesi gerektiğini belirtti. “Yağışların frekansı, süresi ve şiddeti gibi verileri göz önünde bulundurarak, altyapı sistemlerimizi buna göre yapılandırmalıyız. Aksi takdirde benzer doğal olaylarla karşılaşmaya devam etmemiz kaçınılmaz" şeklinde devam etti. Uzman, daha fazla felakete yol açmamak adına acil bir çözüm planının oluşturulması gerektiğini vurguladı.