reklam
Rize Haber Yemek Tarifleri Haber Yazar
Rize
Kapalı
9°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Rize
00:00:00
Öğle vaktine kalan
Ara

Prof. Dr. Zakir Avşar: Güvenli Okul Kavramı Üzerine Değerlendirmeler

Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, kaleme aldığı ''Güvenli okul ve biz…'' adlı yazısında çeşitli değerlendirmelerde bulundu.

Kaynak: BHA

Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar'ın ''Güvenli okul ve biz…''  başlıklı köşe yazısında şu ifadelere yer verdi:

''Milletçe hepimizi derin elem ve üzüntülere boğan iki olay yaşadık. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş illerimizde ülkemizde görmeye alışık olmadığımız ama özellikle ABD’de yaygın olarak gerçekleşen okul saldırıları ile karşılaştık. Hayatını kaybedenlere Allah rahmet eylesin, yaralı kurtulanlara acil şifalar diliyorum.

Sorun bu haliyle şimdi baş vermekle birlikte, okullarımıza ilişkin kaygılarımız, eğitim-öğretim sistemimize yönelik önerilerimiz hep var. Nitekim 2020 yılında tamamlayıp kamuoyu ile paylaştığımız Güvenli Okul (Pegem Yayınları, Ankara, 2020) adlı çalışmamızda konunun ne kadar önemli olduğunu paylaşmıştık. Milli Eğitim Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ile birlikte gerçekleşen bu çalışmamızda bu gün her biri ile ayrı ayrı yasal düzenlemeler yapılarak çözüm aranan hususlara ve elbette bu şiddete de değinmiştik…

Okullarda yaşanan silahlı şiddet olayları artıyor ve günümüzde toplumlar açısından en karmaşık ve çok katmanlı kriz alanlarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu tür hadiseleri bireysel patolojiler, güvenlik zaafları ya da anlık sapmalar üzerinden açıklamak, meseleyi indirgemek anlamına gelir. Bu olaylar; iletişim kopukluklarının, değer erozyonunun, kurumsal zafiyetlerin ve kültürel çözülmelerin kesişim noktasında ortaya çıkan sistemik kırılmalardır. Dolayısıyla “güvenli okul” yaklaşımı da aynı ölçüde bütüncül, disiplinlerarası ve derinlikli bir perspektif gerektirir.

Geleneksel güvenlik yaklaşımları, okulu koruma altına alınması gereken bir “mekân” olarak ele alır. Bu çerçevede kamera sistemleri, giriş-çıkış kontrolleri, güvenlik personeli gibi araçlar ön plana çıkar. Ancak son yirmi yılda yapılan araştırmalar, bu tür önlemlerin tek başına şiddeti önlemede sınırlı etkiler ürettiğini göstermektedir. Bunun temel nedeni, şiddetin çoğu zaman fiziksel mekânda değil, bireyin zihinsel ve duygusal dünyasında filizlenmesidir.

Bu noktada “güvenli eğitim iletişimi” kavramı önem kazanmaktadır. Güvenli eğitim iletişimi, zorunlu öğrenim çağındaki bireylerin eğitim hayatlarında karşılaşabilecekleri güvenlik sorunları ile ilgili tüm paydaşlar arasında gerçekleşen iletişimsel süreç ve becerileri kapsamaktadır.

Kavramın arkasındaki yaklaşım paydaşlar arasındaki iletişim süreçlerinin, iletişim kuranlar ve iletişime konu olanlar için güvenli bir niteliğe sahip olması ile okul güvenliğinin güçlendirilebileceğidir.

Bu kavram özünde, bireyin kendisini ifade edebildiği, duyulduğunu hissettiği, anlamlandırıldığı ve değer gördüğü bir etkileşim iklimini ifade eder. Bu iklimin yokluğunda, bireyde oluşan görünmez kırılmalar zamanla davranışsal sapmalara dönüşebilir. Dolayısıyla güvenli okul tehditleri dışarıda tutan ama içerideki kırılmaları da erken aşamada fark edebilen ve onarabilen bir sistemdir.

Okul saldırılarının önemli bir kısmında faillerin ortak özellikleri incelendiğinde, belirgin bir aidiyet eksikliği ve yoğun bir yabancılaşma duygusu dikkat çekmektedir. Bu durum, Sosyal Kimlik Teorisi çerçevesinde değerlendirildiğinde daha anlamlı hale gelir. Birey, kendisini ait hissettiği gruplar üzerinden kimlik inşa eder; bu bağ zayıfladığında ise hem benlik algısı hem de toplumsal uyum bozulur.

Okul ortamında dışlanma, akran zorbalığı, görünmezlik hissi ya da sürekli değersizleştirilme gibi deneyimler, bireyin sosyal bağlarını zayıflatır. Bu süreçte iletişim kanallarının kapalı olması, yani bireyin yaşadığı sorunları ifade edememesi veya ifade ettiğinde karşılık bulamaması, risk faktörünü katlanarak artırır. Şiddet, bu bağlamda çoğu zaman bir “iletişim çöküşünün” radikal ve yıkıcı bir ifadesi olarak ortaya çıkar.

Modern eğitim tartışmalarında disiplin kavramı sıklıkla problematize edilmekte ve otoriteye yönelik mesafeli bir yaklaşım öne çıkmaktadır. Ancak sahadan elde edilen veriler, normatif çerçevenin zayıfladığı ortamlarda belirsizliğin arttığını ve bu durumun risk davranışlarını beslediğini göstermektedir.

Disiplinin işlevi, kural ihlallerini cezalandırmakla sınırlı değildir, bunu yaparken öngörülebilir bir sosyal düzen kurabilmektir. Açık, tutarlı ve adil kurallar; bireyin sınırlarını bilmesini, sorumluluklarını içselleştirmesini ve davranışlarının sonuçlarını öngörebilmesini sağlar. Burada kritik mesele, disiplinin iletişimsel boyutudur. Otoritenin keyfi değil meşru, sert değil tutarlı, uzak değil erişilebilir olması gerekir. Bu denge kurulamadığında ya otoriter baskı ya da kontrolsüz serbestlik ortaya çıkar; her iki uç da güvenlik açısından risklidir.

Okul güvenliği tartışmalarında sıklıkla ihmal edilen ancak belirleyici olan bir diğer boyut, aile ile okul arasındaki değer ve iletişim sürekliliğidir. Çocuk ve genç, kimliğini okulla birlikte ailede, sosyal çevrede ve dijital dünyada eş zamanlı olarak inşa ediyor. Bu alanlar arasında ciddi değer farklılıkları ve iletişim kopuklukları varsa, bireyde parçalı bir kimlik yapısı oluşuyor.

Ailenin çocuğa kazandırdığı sorumluluk bilinci, empati kapasitesi, saygı anlayışı ve toplumsal hassasiyetler; okulun sunduğu kurumsal çerçeve ile desteklenmediğinde ya da çeliştiğinde, normatif bir boşluk ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle güvenli okul iletişimi, aileyi dışlayan değil, onu sürecin aktif bir paydaşı haline getiren bir model üzerine kurulmalıdır. Düzenli, şeffaf ve karşılıklı güvene dayalı iletişim, riskleri erken aşamada görünür kılar.

Günümüz gençliği, fiziksel çevresiyle birlikte yoğun bir medya ve dijital içerik akışıyla da şekillenmektedir. Şiddetin estetize edildiği, bireyin değersizleştirildiği ve çatışmanın normalleştirildiği içerikler, özellikle gelişim çağındaki bireyler üzerinde güçlü etkiler doğurmaktadır. Bu durum, Medya Ekolojisi perspektifinden ele alındığında, bireyin içinde bulunduğu sembolik çevrenin davranış kalıplarını doğrudan etkilediği görülür.

Bu nedenle güvenli okul yaklaşımı, okul içi iletişimi de öğrencinin maruz kaldığı geniş iletişim evrenini de dikkate almak zorundadır. Medya okuryazarlığı, eleştirel düşünme ve dijital farkındalık becerilerinin geliştirilmesi, şiddetin meşrulaştırılmasına karşı önemli bir koruyucu mekanizma oluşturur.

Birçok vakada saldırganların önceden çeşitli sinyaller verdiği bilinmektedir: tehditkâr söylemler, sosyal medya paylaşımları, ani davranış değişiklikleri, izolasyon eğilimleri vb. Ancak bu sinyallerin çoğu zaman ya ciddiye alınmadığı ya da parçalı bilgiler halinde kaldığı görülmektedir. Bu noktada, iletişim temelli erken uyarı sistemleri kritik bir rol oynamaktadır.

Öğretmenler, rehberlik birimleri, yöneticiler ve hatta öğrenciler arasında kurulacak güvene dayalı iletişim ağı; bu tür sinyallerin zamanında fark edilmesini ve uygun müdahale mekanizmalarının devreye girmesini sağlar. Burada temel mesele, ihbar kültürü değil; sorumluluk bilinciyle hareket eden bir farkındalık kültürü oluşturmaktır.

Son kertede güvenli okulu teknik önlemlerle yeterince tesis maalesef mümkün değildir, asıl belirleyici olan, okulun üzerine inşa edildiği ahlaki zemin ve iletişim düzenidir. Saygının, sorumluluğun, aidiyetin ve karşılıklı güvenin canlı tutulduğu bir okul iklimi; şiddeti engellemekle kalmaz anlamsızlaştırır da.

Bu çerçevede güvenli okul politikalarının, bireyi merkeze alan ama toplumsal sorumluluğu ihmal etmeyen; özgürlük ile düzen arasında denge kuran; iletişimi yüzeysel bir araç değil, kurucu bir unsur olarak gören bir anlayışla yeniden düşünülmesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde okullar bilgi aktaran, güvenli ve sağlıklı bir toplumsal geleceğin inşa edildiği mekânlara dönüşebilir.''